30/5/2006
yanlızlık... (bu yazımın çoğunluğu değerli bir zattan alıntıdır)
Kategori: yetenek
Yalnızlık bir hastalık değildir.. bir gerçektir.. çırıl çıplak bir gerçek.. çünkü insan yalnızdır.. her zaman ve her yerde.. kalabalık bir partinin bitiminde.. çılğın bir eğlencede müziğin sustuğu anda... yeri göğü inleten bir kahkahanın son yankısında... güzel bir sevişmeden sonra arkasını dönen sırtta... yalnızlık heryerde.. hep yalnızız aslında...
yalnızlık allaha mahsus derler ya.. insan allahın parçasıdır.. yalnızdır..
insanın hata yaptığı herşey yalnız olduğunu unuttuğu anda gizlidir.. ya da yalnızlıktan korktuğunda.. hata denilen şey yalnızlıktan kaçarken yapılır.. yalnızlık tek gerçektir.. ve insan yalnızdır..
evet insanın kendisiyle başbaşa kalmayı başarması asıl zor olan.. ihtiyaç duymadan kimseye.. herşeyi ama herşeyi kendinde kavrayarak yaşayabilse keşke..ya da.. dost.. gerçek dost gerekiyor tutunacak.. yalnızlığın farkında olanların tesellesidir dost..
hesap, kitap, menfaat, ayıp demeden karşılıklı alışveriştir dostluk.. dost yalnızlığına karışmaz insanın.. o yalnızlığın içinde melodi olur.. dostt.. gerçek dost.. ne zor bulunur habuki.. bazen bir ömür biter gider de bir türkü kalır dilinde ozanın ''bir dost bulamadım, gün akşam oldu''
yalnızız ya.. (farkındayız yani hayatın) dost arıyoruz.. yalnızlığımızı bozmadan herÅŸeyi paylaÅŸabileceÄŸimiz bir dost…
iÅŸte bu cümlelerle ifade ediyor yalnızlığı, hayatı çözümlemiÅŸ bir ÅŸahış…
Evet herzaman yanlızız aslında. ben buna çok takılırım. ve en güzeli olduğunu düşünürüm...
en yalansız hatasız an o dur... en zevkli an en iğrenç an oluverir bazen ... ama kendinle başbaşa kalmak muhteşem bir güç bence... bunun farkına varabilse herkes keşke... ve bizlerde bazen bunu unutuvermesek...
mevlana'dan bir öyküyle devam etmek ister gönlüm: yalnızlığın şahidi mevlanadan bir dost öyküsü..
mevlana Konya ÅŸehrini terk eden dostu Åžems’in gidiÅŸine çok üzülür.. günlerini dostun ÅŸehre geliÅŸini beklemekle geçirir.. ÅŸehrin dört yanına nöbetçiler diker Mevlana.. bir gün nöbetçilerden biri koÅŸa koÅŸa gelir ''müjde ey Celaleddin.. dostun Åžems geliyor''..
mevlana ''bu adama servetimin yarını verin'' der.. herkes şaşır.. ''bu adamın doğru söylediği ne malum.. bakalım şems gelecek mi gerçekten'' diye tepki gösterirler..
Mevlana tebessümle cevap verir.. ''bu adamın yalan söylediğini ben de biliyorum.. yalan olduğu için yarısını veriyorum servetimin.. eğer doğru olsaydı tamamını verirdim''
(bazı kaynaklar bu olayın Åžems'in ölümünden sonra gerçekleÅŸtiÄŸini ve Mevlana’nın yine de onu beklediÄŸini yazarlar)
o şimdi ne düşünüyor..
beni mi.. yoksa ne bileyim fasülyenin
neden bir türlü pişmedğini mi
o şimdi ne yapıyor..
ÅŸu anda..
şimdi.. (nazım hikmet)
çok ilginç.. bir şair şiirinde sevdiği kadının fasulyenin neden bir türlü pişmediğini düşündüğünü yazıyor.. moskovada, sürgünde.. eşinin yurtta düşündüğü şey fasülyenin neden bir türlü pişmediği..:))
''aÄŸlasam gülerler deli diyerek'' diyor bir ozan.. iÅŸte yukarıdaki ÅŸairin farkı burada bence… yani ÅŸair karşısındakinin yerine koyuyor kendini... çoÄŸunluktan olan ozanın bahsettiÄŸi kiÅŸiler ise; birisi aÄŸlıyor, diÄŸeri ise o aÄŸlayanı düşünmeden gülüyor deli diye... onun yerine kendini koyup onunla aÄŸlamak yerine...
işte dost olan kişi, o nedenle çok değerli değil mi _? dost olan senle oturup ağlayan değil midir?
Bazen yaşamayı beceremediğimi düşünürüm. Yaşamayı becermek: para kazanmak zengin olmak falan değil kastettiğim. benim yaşamayı beceremediğim dediğim hissettiğim anlar şöyle vakitlerdir:
güvendiğim birisinden beklenmedik bir darbe alınca kendimle başbaşa bir köşeye çekilip kendi hatalarımı arayıp bulamayıp, neden insanlık böyle diyerek hüzünlendiğim dakikalar sonrası , yaşamayı beceremediğimi düşünürüm. vs.vs.vs...
becerememem değil bu belki de .. onlar bilmiyorlar hayatı.. e tabi ben bilmiyorum gibi oluyor.. çok ilginçtir ki artık karıştı doğrular ve yanlışlar... doğruya benzeyen yalanlar dolaşıyor ortalıkta...